TÜRKİYENİN YÜZDE 66SI DEPREM RİSKİ ALTINDA

TBMM Deprem Araştırma Komisyonu Üyesi ve MHP Hatay Milletvekili Lütfi Kaşıkçı, Türkiye’nin yüzde 66’sinin deprem riski altında olduğunu söyledi. Komisyonun raporu ile ilgili TBMM’sinde MHP Grubu adına konuşan Kaşıkçı, “Ülkemizin yüzde 66'sı deprem riski altındaki alanlarda yer almakta ve son bir asırda 90 bin vatandaşımız depremlerde hayatını kaybetmiştir. Bugün itibarıyla baktığımızda nüfusumuzun yaklaşık yüzde 70'inin ve büyük sanayi tesislerinde yaklaşık yüzde 75'inin deprem tehlikesi altında olduğunu söylemek mümkündür. Ülkemizde son bir asırda meydana gelen ve yıkıcı etkisi bakımından öne çıkan 2 büyük deprem vardır. Bunlardan birincisi 1939 yılında Erzincan'da meydana gelen ve 30 bin insanımızın ölümüne sebep olan Erzincan depremidir. İkinci büyük deprem ise 1999 yılında merkez üssü Gölcük olan Marmara depremidir, bu deprem nedeniyle de 18 bin 373 kişi ölmüş, 48 bin 901 kişi yaralanmıştır.” dedi.

İSTANBUL İÇİN 1 SAAT SONRA GEÇ OLABİLİR

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un kendileri ile paylaştığı verileri paylaşan Savaş, “Bakınız, Türkiye genelinde 17 milyon bina var, bu 17 milyon binanın 28 milyon 600 bin bağımsız bölüm yani konut ve işyeri dediğimiz rakam Türkiye geneli 28 milyon 600 bin. Bu 28 milyon 600 bin bağımsız bölüm içerisinde riskli olarak gördüğümüz bağımsız bölüm sayısı 6,7 milyon ve yine bu 28 milyon 600 bin bağımsız bölüm içerisinde bir saat sonrası dahi geçtir; anında, hemen kentsel dönüşümle dönüştürülmesi gereken rakam 1,5 milyon. Bakın, Türkiye'de rakamlar bu şekildeyken İstanbul'a bir de bakalım: İstanbul'da 1,2 milyon bina var, bu 1,2 milyon bina 6,1 milyon konut ve 1,1 milyon iş yerine tekabül ediyor. İstanbul'da ise -yine, bir saat sonrası belki de çok geç olacak- 300 bin bağımsız bölümün acil bir şekilde yıkılması lazım. 2019'da hatırlarsınız, Kartal'da çöken Yeşilyurt Apartmanı vardı, ortada hiçbir afet yoktu, artık bina kendi yükünü kaldıramaz oldu ve anında çöktü. Bunun neticesinde, 21 vatandaşımız o Yeşilyurt Apartmanının enkazında öldü ve 14 vatandaşımız da yine yaralandı. İşte, bu "300 bin acil yıkılmalı." rakamını İstanbul'da Yeşilyurt Apartmanı tarzında değerlendirmek lazım.”

ÖNEMLİ TESPİTLER ORTAYA ÇIKTI

“Uzun süren Komisyon çalışmaları neticesinde çok önemli tespitler ortaya çıkmış ve bu tespitlerin uygulanabilirliği ön planda tutularak birer öneri haline getirilmiştir. Bu önerilerden ilki deprem bilgi altyapısının güçlendirilmesi başlığı altında toplanmıştır. Komisyon toplantıları sırasında en çok tartışılan konu başlıklarından biri olan deprem bilgi altyapısının geliştirilip güçlendirilmesi, toplanan verilerin toplum yararına kullanılması amacıyla bu alanda faaliyet gösteren kurumlarla paylaşılması şüphesiz, deprem öncesi risk azaltma çalışmaları açısından son derece önemlidir. Bu anlamda, ülke genelindeki tüm sismik ağlardan elde edilen deprem verileri standart bir formatta araştırmacıların hizmetine sunulmalıdır.”

ÇOK SAYIDA RİSKLİ BİNA MEVCUT

“Ülkemizde çok sayıda riskli binanın mevcut olduğunu biliyoruz. Tam net olmayan rakamlara göre bu sayının 6,7 milyon civarı olduğu kabul edilmektedir. Bu kadar yoğun riskli binanın bulunduğu ülkemizde bu riskin bertaraf edilmesi için de kentsel dönüşümün uygulanması kaçınılmazdır. Takdir edersiniz ki bu riskli binaların tamamının birden dönüşümü zamansal ve finansal açıdan mümkün görünmemektedir. Bu açıdan Mekansal Adres Kayıt Sistemi'nin bize sunacağı veriler ışığında riskli binaların dönüşümünde öncelik sırasını doğru olarak belirlememiz gerekmektedir. Öncelik olarak nüfusun yoğun olduğu ve bir deprem anında riskin en fazla olduğu bölgelerin öne alınması gerekmektedir.”

TEK ÇÖZÜM RİSKLİ YAPILARIN YIKILMASI

“Yine, bu hususta kentsel dönüşümün de tek çözümünün riskli yapının yıkılıp yenilenmesi olmadığını, güçlendirme tekniğinin de bir yöntem olarak karşımızda durduğunu ve bu seçeneğin teşvik edilmesinin yararlı olacağını düşünmekteyiz.Yine, kentsel dönüşümün uygulamasının yavaşlamasına sebep olan hatalı arsa paylarının düzeltilmesiyle ilgili açılmış davaların olabildiğince hızlı sonuçlanması adına gerekli yasal düzenlemelerin yapılması da gerekmektedir. Kentsel dönüşümün ruhuna uygun olacak şekilde parsel bazında dönüşüm yerine, ada bazlı dönüşüm seçeneği tercih edilmelidir. Bu sayede çevre hassasiyeti göz önünde tutulmuş, yeteri kadar sosyal donatı alanı mevcut olan yeni yerleşim alanları yapmak mümkün olacaktır.”

ÖZEL İHTİSAS MAHKEMELERİ KURULMALI

“Yine, deprem riskinin azaltılmasına yönelik bir başka ihtiyaç da kentsel dönüşüm ve afet konutları uygulamalarına ilişkin uyuşmazlıkları giderecek olan özel ihtisas mahkemelerinin kurulması gerekmektedir. Ülkemizde depremlere rağmen sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması amacıyla tüm sektör temsilcilerinin ve ilgili kurum ve kuruluşların katılımıyla ekonomi konferanslarının düzenlenmesi, ekonomik risklerin belirlenerek azaltılması palanlarının hayata geçirilmesi gerekmektedir. Afet sırasında ihtiyaç duyulacak enerji ekipmanlarına ve taşıtlara dair özel sektör envanteri belirlenerek AFAD tarafından devreye alınan Afet Yönetimi ve Karar Destek Sistemi'ne kayıt edilmelidir.”

AFET SİGORTASI GELİŞTİRİLMELİ

“Deprem risklerini azaltma çalışmasında önemli bir konu başlığının da yine doğal afet sigortası uygulaması olduğunu düşünmekteyiz. Bu hususta hâlen uygulamada olan doğal afet sigortasının daha da geliştirilmesi amacıyla ortaya koyduğumuz öneriler şu şekildedir: Doğal afet sigortasının kapsamı genişletilerek diğer doğal afetler de bu sigorta kapsamı içerisine dâhil edilmeli, ayrıca bu sigorta kapsamına kırsal kesimdeki konutlar ile tamamı ticari ve sanayi amaçlı kullanılan yapılar da dâhil edilmelidir.”

İLK 6 SAAT ÇOK ÖNEMLİ

“Deprem sonrası özellikle ilk altı saatin çok önemli olduğu geçmiş tecrübelerle sabittir. İşte tam bu noktada özellikle depremlere acil müdahale ekiplerinin hızlı bir şekilde ulaşması için vatandaşların trafiğe çıkmaması ve ana arterlerin kullanılmaması gibi hususlarda toplumsal farkındalığın oluşturulması gerekmektedir. Deprem sonrası ulaşımda yaşanabilecek aksamalar olacağı düşünülerek deprem alanına ilk yardım malzemelerinin ulaşımı, acil müdahale ekipmanlarının sevk edilmesi gibi operasyonlarda insansız hava aracı ve "drone"ların kullanılması yaygınlaştırılmalıdır. Tüm afetlerde olağanüstü bir performans ve insanüstü bir gayretle vatandaşlarımızın hizmetine koşan itfaiye personelinin statüsünün tam olarak belirlenmesi adına itfaiyeciliğin bir meslek sınıfı olarak tanımlanması gerekmektedir. Deprem sonrası artan talebe bağlı olarak mobil şebekelerde yoğunluk yaşanacağından operatörlerin şebekede anlık olarak tutulan müşteri sayısı kapasitesini mümkün olduğunca artırması yine önerilerimiz arasındadır.” diye konuştu. (Haber Merkezi)



HABER BİLGİLERİ
Bu haber 07.10.2021 tarihinde yayınlandı.
OKUNMA
Bu Haber 136 Kez Okunmuş..
PAYLAŞ
Facebookta Paylaş Tweetle
Benzer Haberler