GAZİ İSMAİLOĞULLARI:Müzik yaşamın nasıl başladı?

Özge Şabo:

Babampiyanistti. Kendisi de müzik yapıyor. Anne tarafımın dabirçok üyesi bağlamacıdır. Hatta enstrüman üretimi de yapıyorlar. İşin mühendisliği kısmı ile de ilgileniyorlar. Ailemin birçoğu da müzik öğretmenlerinden oluşuyor.Her tarz müziği yapan bir bireyimiz mutlaka var. Ailede ve ailenin bütün çocukları, müzikle ilgilenmeyen bile en az bir enstrüman çalıyor.Çok farklı meslek gruplarında olsalar da çalıyorlar. Sanatın bir alanıyla mutlaka ilgileniyorlar. Babatarafımda da bir batı müziği aşinalığı var. Anne tarafından da türkülerden, sanat müziklerinden oluşan profesyonel ve çalışan ünlü isimlerleve çalışan müzisyenler var.Çok klişe cümle ama doğuştan gelen bir müzik merakı ve yetenek var. Benim müzikten başka şansım yoktu.Annemin hamilelik döneminde babamorg ritimler çalarmış.  Ben sabahlara kadar onu dinlermişimanne karnında. Babamın çaldığı düğünlere beni yanında götürmüş.  Sonra 7 yaşında Hatay Çocuk Korosunda bulundum. Bu dönemde de enstrüman çalmayı başlamıştım. Zaten daha öncesinde yani 4-5 yaşındaenstrüman çalmaya başlamıştım.4-5 yaşında org çalmaya başlamıştım. 3-4 yaşlarında tanıdıkların düğünlerinde babam elime mikrofon verirmiş ve ben utanmadan şarkı söylermişim videolarda var.

GAZİ İSMAİLOĞULLARI:

Müzik konusunda mektepli mi yoksa alaylı mısın? Neden konservatuvar düşünmedin?

 Özge Şabo:

Konservatuar olmadı. Müzik öğretmenliği de olmadı. Biyoloji öğretmenliği okudum. Sonrasında da laborant, veterinerlik, halkla ilişkiler bölümleriyle alakalı eğitim aldım ama bu bölümlerlde bir iş yapmadım sayılır. Sadece bir dönem halkla ilişkilerle alakalı ve yaşam koçluğu yaptım.  Müzik hep devam ediyordu. Aslında alaylı mıyım? Tam olarak değilim. Okullu muyum tam olarak değilim. Çünkü üniversite anlamında, lisans eğitimi almadım. Ama dışarıdan teknik eğitimlerle alabileceğim tüm destekleri aldım. Zaten dediğim gibi Hatay çocuk korosunda başladım. Daha sonra enstrüman eğitimi aldım. Çok profesyonel, net anlamda şan eğitimi aldım diyemem. Hep desteklendim. Bir ucundan sürekli müziğin içindeydim. Stüdyo çalışmalarında ve sahnede aman telaffuz hatalı olmasın, diksiyon iyi olsun, iletişim iyi olsun gibi çalışmalarım vardı. İşte o komünikasyon konularıyla ilgili ne varsa önüme çıkan eğitim hepsini alıyordum ki ses kullanma, ses teknikleri müzik için çok önemli. Sahnedesadece şarkı söyleme olayına inanmıyorum. Bir şeyler bütün olarak varsa vardır yoksa yoktur. Sadece sesi güzel olan bir insanın şarkı söylemesi de benim için o işi yapmak değil. O sadece bir hobidir ama ben işi yapmak istiyorum.

GAZİ İSMAİLOĞULLARI:  Müzik dışında uğraştığın başka sanat dalları var mı?

Özge Şabo:

Bençok uzun zamandır tiyatro oyuncusuyum, kısa filmlerde de çok oynadım.Sahne işi bir bütünlük gerektirir. Birbirini içeren her türlü eğitimi alabiliyor olmalısınız ve biliyor olmalısınız. Çok rahatsız olduğum durumlardan biri de;  İşte ben şarkı söyleyen kişiyim. Kamera beni doğru çeksin. O benim işim değil, ben bilmem gibi yaklaşımlar. Ben dört yıla yakın bir süre kameramanlık eğitimi aldım. Çok da büyük isimlerden aldım bu eğitimimi. Eğitim aldığım hocam sevgili Aytekin Çakmakçı yaklaşık 10 gün önce vefat etti. Kendisi Kemal Sunal, Tarık Akan filmlerinin görüntü yönetmenliğini yapmıştı. Çok uzun bir zaman ondan eğitim aldım. Yardımcı yönetmenlik yapabiliyorum. Şu anda kendi amatör kliplerimide kendim çekebiliyorum. Sahneye çıktığımda sadece sesim güzel diye şarkı söyleyen kişi olmamalıyım. Ben onun tiyatrosunu da yapabilmeliyim. Tiyatral açıdan da bakabilmeyi ve oynayabilmeliyim, şarkıyı yaşayabilmeliyim aktarabilmeliyim.

GAZİ İSMAİLOĞULLARI:  Bu güne kadar müzik alanında ne tür çalışmalar yaptın? Neden albüm çıkarmadın?

Özge Şabo:

Birincisi benim bireysel olarak şöyle bir durum var;  yaptığımişleri beğenememe gibi bir durum yaşıyorum.Bana yetmiyor. Yaptığım hiçbir şeye oldu diyemiyorum.Arkadaşlarım bitençalışmalarım için; çok beğendik,  hemen albüm veya klip çekimi yapalım gibi teşvik edici söylemlerde bulunsalar da ben aynı fikirde olmuyorum. Antakya’da tek başıma tek gitarla solist olarak çıktığım ilk mekân Cabaretidi. 15 yaşındaydım ve 50 lira kazanmıştım.Sahneye çıkmaya çıldırıyorum. Benim artık sahnede olmam lazım. Gitar hocam da kızım öyle Bir yeterliliğin yok henüz gitarın çok iyi olabilir, sesin tatlı olabilir ama sahneye çıkmak başka bir şey ve ben buna ikna olmuyordum. Benim yapmam lazım diyordum. Rezil olmam gerekiyorsa da sahnede olurdum ve oldum da şöyle oldu;O gün benim müzik kariyerimin hayatımızdaki dönüm noktasıydı. Neden?Benim sahneden anladığım tek şey ne? Babam arkamda çalıyor, ben söylüyorum. Şunu o gün anladım. Benim arkamda güvendiğim bir şey varmış. Babam varmış ama orada yoktu o gün. Gitar hocam bir gün önce gitarımı aldı üzerinde bir şeyler oynadı. Ne yaptı bilmiyorum. Bana da gitara dokunma dedi. Bu gitarla çok çalışmamamı tembihledi. Ben tabi ne yapıtını anlamadım. Ben de gitara sahne için bir ayar çektim. Ayar bozulmasın dedi. Başıma ne geleceğini bilmiyorum. İlkdefa içten içe bütün brifinglere uyuyorum.Çünkü ne olacağı belli değil. Dediğini yaptım. Bir iki gün çok fazla uğraşmadım gitarla. Ertesi gün ben sahneye çıkacam ama elim ayağım titriyor. Benim kendime ait üç tane albümüm vardı söz, müzik her şey bana ait. 14 15 yaşlarımdan bahsediyorum. Ama o gitarla tek başına, sahneye çıkmak çok başka bir şey. Hem çalacağım hem söyleyeceğim zaten30 tane şarkı biliyorum. İstek gelse ne cevap vereceğim, onu bile bilmiyorum.Haliyle ben de tek başıma neye yeltenmemem gerektiğini öğrenmiş oldum.  Ailem gidince de kendi kendimi motive edip kırılma noktasında olduğumun farkına vardım ve geri dönüşümün olmadığı bir aşamada yalnız olduğumun farkına vardım.  Biraz ağladım ve sahneye çıktım. Aklıma babamın cümleleri geliyor sahnedeyken.

Sahneninortasında gitarın teli koptu. Aslında planlı imiş. Hocam bunun için gitara dokunma demiş. Bunu bana hoca yapıtı. Derin nefes aldım. Küçük teknik bir arızadan dolayı mola vermem gerekiyor. Birazdan devam edeceğiz dedim ve sahneden indim. Soruyorlar tabi sorun ne diye, bende problem yokhemen çözeceğimi söylüyorum amaöyle bir yetkinliğim de yok. Gitara tel takmayı bilmiyorum Zaten bilsem de tel yok. Babamı arıyorum ama etrafta kimse yok. O rezilliği kimse anlamaz. Baba dedim yetiş tel koptu. Ben ne yapacağım bilmem. Hocamı arıyorum biri gelsin. Babam da sahnede ne dediğimi sordu. Teknik bir arıza çıktı dedim. Kısa bir mola vereceğiz, sonra devam edeceğiz dedim. Telefonu kapatınca babam ve hocamın beni içerde beklediklerini gördüm. Zaten aşağıda beni beklemişler. Sahneyi nasıl idare edeceğimi merak etmişler. Gecenin kalanında babam çaldı ben söyledim ve o günü de iyi bir dersle kapattım. Bu olaydan 15 yıl geçmesine rağmen o gece sahnede aldığım ders kulağıma küpe oldu ve kriz yönetimini de öğrenmiş oldum.

Neden profesyonel iş yapmadım? Neden İstanbul’a gitmedim? Dediğim gibi rap yaptım 3 tane sözü, müziği tamamen bana ait olan albüm vardı. Ondan sonrasında singlelarım da vardı. Neden olmadı? Çok enteresan bir şey herkesin sorduğu soru bu kadar ünlü sanatçıyla, prodüktör ile sohbet ediyoruz. Gidip evlerinde kalıyoruz neden profesyonel bir işinyok bilmiyorum açıkçası bu sorunun cevabı kafamda yok ama bana gelen hadi sana bir şeyler yapalım komutu beni hep durdurmuştur. Niye bilmiyorum? Kendi işimi yapıyorum. Kendi sözlerimi yazıyorum. Kendi şarkılarım yazıyorum. Amatör kliplerimi çekiyorum. İçinde bulunduğumuz piyasada eski tat yok. Bugünyoutuber iseniz yarı single çıkarabiliyorsunuz. Ülkede zaten bir tek benim içinsingle’ım yok dedim bari farkım olsun. Aynı stüdyolarda çalışmaya gittiğimiz birçok arkadaşım var vemuhabbete her oturduğumuz vakit arkadaşlar 8 milyon dinlenen şarkım var, gibi kalitesiz bulduğum içeriklerin yaygarasınıyapıyorlar. Benim hiç öyle bir derdim olmadı. Evde pijama ile gitar çalıp söylediğim videoların YouTube'da daha çok dinlenmiş. İnsanlar doğal şeyler arıyorlar? Doğal olmak daha güzel.

Mesela haftaya İstanbul serüvenim başlayacak. Bir arkadaş ile düet projemiz var. Önüme sunulan, onların yazmış olduğu, onların getirmiş olduğu şarkılar içerisinde ben bir şey arıyorum. Böyle kelime oyunları edebi bir vurgu. Hani o şarkıyı dinlediğim zaman beni etkileyecek bir şey. Ben böyle bir piyasaya giremem. Ben böyle bir piyasada derdimi anlatamam. Bugün Türkiye de 15 bin liran varsa birsingle yapabilirsin. Eski kalite kalmadı her şey çok fazla dijitalleşti.

Sağlam bir ses mühendisi ve yeşil perde oyunu ile eskiden 3 ay emek verilen bir çalışma 3 günde çıkıyor.Şunu da söyleyeyim ben çok güzel bir ses değilim. Ben Türk standartlarında benim sesim evde de bulaşık yıkayan bir kadında da bulabilirsiniz. Ben çok iyi bir ses değilim. Sadece bu işi yapmayı seviyorum. Kendimi anlatmayı seviyorum. Benim yazdığım bir şarkının binlerce kişi tarafından bilinip söylenen bir dönem deoldu. Çok güzel bir haz. Birileri benim baktığım yerden bakıyor. Benim derdim kendim anlatmak. Çok amatör olan, müzik piyasasının hiç içinde olmayan, sadece evde telefonla video çekmiş birçok kadın sesini hayranlıkla dinliyorum.

 

GAZİ İSMAİLOĞULLARI:  Ulusal çapta düzenlenen ses yarışmaları var. Hiç katıldın mı? Bu konuda ne düşünüyorsun?

Özge Şabo:

O Ses’e çağırıldım, gitmedim.  Yarışmalara katılan çok arkadaşım vardı ve arkadaşlarımdan süreçleri öğrendim. Sözleşmeleri öğrendim.Ses yarışmalarının çok yoğun olduğu süreçlerde çok yoğun sahne çalışmalarım vardı. Çok ciddi anlamda da iyi kazanıyordum. Sıradan bir öğrenciydim. Kendi paramı kazanıyorum, kendimi geçindiriyordum.Ses yarışmalarının de yapısı gereği imzalanan sözleşmeler belli kısıtlamalar getiriyor iki tarafa da bana uymadığı için de girmedim.

Şöyle bir artım vardı. Sosyal medyada çok güzel tutmuştu parçalarım. O zaman yapmış olduğum birkaç şarkı inanılmaz dinlenmişti. Başka şehirlere, konserlere gidiyordum.

Bir ses yarışması tecrübem de olmuştu o süreçte bir ay boyunca da Fransızca ders alıp parçaya çalıştım. Çekime gideceğimiz gün bana şarkımın değiştiği bilgisi geldi.  Haliyle kriz geçirdim o kadar hazırlık ve çaba boşa gitmişti. Bütün yarışma bir kurgudan ibaretti ve kimin elenip kimin kalacağı kurgulanmış bir yapımdıyani bana göre değildi. Benim katıldığım yarışma böyleydi beşinci bölümde bir kadına şiddet vakası sebebiyle bitti. Pişman değilim. Görmüş olmam iyi oldu. O Ses Türkiye’yi de bana anlatıldığı kadar biliyorum. Doğru kullanıldığında sosyal medya çok çok güzel bir platform. Okuduğum şarkıları da 3-5 bin kişi dinliyor. En azından kaliteli bir dinleyici kitlesi var onu biliyorum. Biri sayesinde bir noktaya gelmek istemiyorum. Haluk Levent dahi bana benim için bir çalışma ya da yardım teklifinde bulundu ama ben istemedim.

 

GAZİ İSMAİLOĞULLARI:  Bu ülkede 4 şey olmayacaksın demiş Yaşar Kemal; kadın-çocuk-ağaç ve sokak hayvanı…Müzik dünyasında kadın olmak ile ilgili ne söylemek istersin?

Özge Şabo:

Ben Yaşar Kemal’e+1 yapıyorum;  Bu ülkede kadın olmayacaksın ama müzisyen bir kadın hiç olmayacaksın!

İnsanların size bakış açısı çok farklı. Benim hayattaki en büyük şanslarımdan bir tanesi ailemdir. Konservatuvar okumama izin vermediği için arada sitem etmeme rağmen ailem arkamda durmasaydı ben nemüzikle ne tiyatroyla bu kadar iş yapamazdım. Çünkü ben yapmak istediğim her şeyde desteklenen, yapmak istediği her şeyde arkasında durulan bir insanım. Konservatuar okumama engel olan şey de aman oraya buraya düşmesin değil de aslında sabit bir işi olsun, ilerde düzgün bir geliri olsun gibi maddi kaygılardı sadece. Ailemin o dönemdeki kaygılarını yaş İlerledikçe anlıyorum. Her ne yaparsa yapsın biz kızımızın arkasındayız vurgusu ömrüm boyunca hata payımı çok düşüren bir şeydi. Benim rüzgârakapılacak hiçbir şeyim yoktu. Yelken belliydi, gemi belliydi. Rota belliydi.

Bir klişe vardır ülkemizde dizilerde de çok yansıtılır ‘renkli hayatların, ışıkları şarkı söyledi ve çok zengin oldu. Kürkler Mantolar’. Bu dizilerdeki gibi bir hayat yok. Benim için müzik yapmak renkli ışıklar değildi. Büyük sahneydi, doğru büyük sahne ışığıtamam ama hayat ışığı değil. Renkli bir hayat istemiyordum. Her şeyimle menajerim ilgilensin yâda özel hissettiren hiçbir talebim olmadı. 15 yıllık müzisyenim bu kadar sahne yaptım maksimum 10 kez kuaföre gitmişimdir.Ben kendi makyajımı da yaparım. Sahnedeki kostümleri gerçek hayatımda giymek istemiyorum. Sahnedeki makyajı da gerçekte yapmak istemiyorum. Bana babamın eşofmanlarını verin çok daharahat. O büyüye kapılmaolayım yoktu. Ülkemizde bastırılmıştık o kadar çok ki özellikle bu kadın müzisyenlerin toplumdaki kadına bakış açısı ikinci planda. Önce şeyi düşünürüm kadını o hale getiren şey ailedir. Yinetoplumbaskısı bir noktada belki ama zaten birçok kadın bu ülkede özellikle bu mesleği yapmak isteyen kadın aileden kaçarak 70'lerde, 80'lerde. Hayatımın net sevdiğim en güzel ikinci film‘Unutursam Fısılda’çok güzel bir replik vardı orada; ‘ Ben sadece şarkı söylemek istedim ve söyledim ama ne olursa olsun’ evden kaçmıştı. Her şeyi göze alarak. Deli cesaretidir evden kaçarve tek isteği şarkı söylemektir.  Tek isteği şarkı söylemek olan bir kız, evde babası ona sen beni elaleme rezil mi edeceksin dedi diyekaçtı. Çok değişik bir hikâye değil mi?

Bizim ülkemize toplumun bakış açısı: çok ağır konuşacağım belki ama ne yazık ki insanlar yaparlarken utanmıyorbiz anlatırken neden utanalım?Çünkü o yaftayı atarken utanmıyorlar. Sahnede bir kadınsan ve bu sahnedeki giyimindeen ufak bir dekolte varsa kullanılmak için var olan bir kadınsınızdır algısı var.

Çünkü sen bu hafif meşrep olmayı severek çıkmışsındır sahneye. Zaten hayalin şarkı söylemek olamaz.Sen kendine yol yapıyorsun algısı yaygın. Ne kadar ucuz bir tavır. Eğer bir iş kadını isen birazdan bir sözleşme imzalayacaksanız İnsan ilişkileri gereği karşısındaki erkekle göz teması kurmak zorundasındır ve bu beni yücelten şeydir. Muhteşem insan ilişkilerinde bizi etkiledi ve imzayı attırdı. Algısı var. Ama aynı şeyi sahnede yaparsanhafifmeşrepsindir ve aranıyorsundur. Oysa sahnede de kendimi ifade etme tarzım bu benim. Belki de senin o duyguyu hissedebilen için gülüyorum belki gözyaşı akıtıyorumdur. Babamın çok güzel bir duruşu vardı benim kızımonun hayatı. Ne yaparsa yapsın arkasında dururum. Bir ülkede küçük kızın ben ilerde şarkıcı olmak istiyorum dediği an aileler genelde olumsuz tepki verir. Sen ya herkes sana karşı çıktığı için bu piyasada harcanan olacaksın ya da herkes sana destek olduğu için, sevdiği için sevdiği şekilde yapıyor olacaksınız. Ben ailenin baskısını, toplumun baskısını da geçtim bir adam sana aşık daolamaz. Toplumsal zihniyetimiz bu durumu sindirememe durumu ile karşı karşıya ve bu sindirim problemini kadını yaftalayarak çözmeyi adet edinmiş.

Müzisyen bir kadın mesleğini icra etmeye kara verdiğindemaalesef hayatının bitip bitmeyeceği konusunda da kararını veriyor.

Kırmızı Oda dizisinin bir bölümünde seyrettim‘Bir çocuğun kaderini de geleceğini de, bir toplumun yarınını da anne baba belirler.’

Bütün çevrem babama çılgın gözüyle bakarçünkü hiç kimsenin babasına benzemiyor. Çok çılgın. Bunlara nasıl izin veriyor? Ben ilk sevgilimi babama anlatırken baban, adam yakışıklı mı diye sormuştu sadece. Çok güzel ve ayrıntıdır bu benim için bir kız çocuğunundik durabilmesini sağlayan bir yaklaşımdır.

GAZİ İSMAİLOĞULLARI:  Ahbap meselesini bize anlatır mısın? Nasıl oldu nasıl tanıştınız? Bu projede şehir başkanlığına nasıl geldiniz?

Özge Şabo:

Haluk Levent de benim 13-14 yaşımdan beri meşhur Samandağ Konserlerinde dinlediğim hayran olduğum bir sanatçıydı. Yaşadığım bir olaydan dolayı vefat eden bir arkadaşımın hayaliydi. Yıllarca onunla sahne almanın hayalini kurdum. Haluk Levent'in şöyle bir olayı vardı konser sonrası insanları çorbacıya falan götürürdü. Benim o çorbacılara da gitmişliğim var. Uzaktan izlerdim.  Yanına gidecek cesaretim yoktu.

Haluk Levent bir gün Trabzon’a geldi. O konsere gittim ve ben Kültür Merkezi'nde konser deoturuyordum. Ve ilk temas orada oldu. İlk defa sahnede izledim. Bir sene sonra, Haluk Levent tekrar geldiği Trabzon konserine twitterdan attığım bir gönderide konserden bahsetmiştim ve ardındanmesaj geldi mesajı kelimehatırlıyorum; Halukabin sana kurban olsun kapıda 2 kişilik biletin hazır gibi bir mesaj geldi Haluk Levent’ten.

O mesajda bir telefon numarası paylaşıldı benimle ve aradım Haluk Levent ile ilk görüşmem orada oldu. Orda da Haluk Levent’ten tek bir ricam oldu o da kuliste görüşmek istediğimi ve vefat eden arkadaşımın hayalini anlattım ona.Gözleri doldu. Sevmek böyledir şarkısının nakaratını beraber okumak istediğimi söyledim. Ve kabul etti sağ olsun.

Aradan 5 ay geçti ama ben ezberlenmiş bir hikâye gibi herkese anlatıyordum Haluk Levent ile olan sahne performansımı. Sitemkâr bir twitattım ve Haluk Levent de sağ olsun mesajdan bana döndü ne oldu canım kızım derdin ne diye yazdı. Daha sonra da arada sohbetlerimiz oldu sağ olsun dinledi ve bana abilik yaptı.Ahbap’ın kuruluş döneminde beni aradı ve projeden bahsetti ve birlikte çalışmak isteyip istemediğini sordu.

Ben de kabul ettim. Ahbap benim için çok önemliydi. İnsanları tanımamı sağlayan en büyük dönüm noktalarımdan biridir. Ben de işimde kusursuzluğu seven biriyimdir. Hayatımda çok büyük dönüm noktasıydı ve hayatı bana öğreten ikinci aşama Ahbap idi. Ahbap gönüllülük esaslı bir ekip işidir. Belli bir süre bütün Türkiye’deki yardım organizasyonlarını ben yönettim. Biz koltuk sevdalısı değiliz. Bilgimizi ve tecrübemizi aktarma derdindeydik. Bunu da başardığımızı düşünüyorum.

 

 

" />
GAZİ İSMAİLOĞLULLARI ÇARŞAMBA KONUŞMALARI
BU ÜLKEDE KADIN OLMAYACAKSIN

"BEN YAŞAR KEMAL’E +1 YAPIYORUM;  BU ÜLKEDE KADIN OLMAYACAKSIN AMA MÜZİSYEN BİR KADIN HİÇ OLMAYACAKSIN! ”

Ülkemize toplumun bakış açısı sanatçılara karşı çok farklı özellikle “kadın” sanatçılara maalesef çok daha farklı. Bugün Bu süreçte müzik dünyasındayaşadıklarını “ ben Yaşar Kemal’e +1 yapıyorum;  bu ülkede kadın olmayacaksın ama müzisyen bir kadın hiç olmayacaksın! ”diyen ve söyleyeceği çok şey olan Özge Şabo ile konuştuk.

GAZİ İSMAİLOĞULLARI:Müzik yaşamın nasıl başladı?

Özge Şabo:

Babampiyanistti. Kendisi de müzik yapıyor. Anne tarafımın dabirçok üyesi bağlamacıdır. Hatta enstrüman üretimi de yapıyorlar. İşin mühendisliği kısmı ile de ilgileniyorlar. Ailemin birçoğu da müzik öğretmenlerinden oluşuyor.Her tarz müziği yapan bir bireyimiz mutlaka var. Ailede ve ailenin bütün çocukları, müzikle ilgilenmeyen bile en az bir enstrüman çalıyor.Çok farklı meslek gruplarında olsalar da çalıyorlar. Sanatın bir alanıyla mutlaka ilgileniyorlar. Babatarafımda da bir batı müziği aşinalığı var. Anne tarafından da türkülerden, sanat müziklerinden oluşan profesyonel ve çalışan ünlü isimlerleve çalışan müzisyenler var.Çok klişe cümle ama doğuştan gelen bir müzik merakı ve yetenek var. Benim müzikten başka şansım yoktu.Annemin hamilelik döneminde babamorg ritimler çalarmış.  Ben sabahlara kadar onu dinlermişimanne karnında. Babamın çaldığı düğünlere beni yanında götürmüş.  Sonra 7 yaşında Hatay Çocuk Korosunda bulundum. Bu dönemde de enstrüman çalmayı başlamıştım. Zaten daha öncesinde yani 4-5 yaşındaenstrüman çalmaya başlamıştım.4-5 yaşında org çalmaya başlamıştım. 3-4 yaşlarında tanıdıkların düğünlerinde babam elime mikrofon verirmiş ve ben utanmadan şarkı söylermişim videolarda var.

GAZİ İSMAİLOĞULLARI:

Müzik konusunda mektepli mi yoksa alaylı mısın? Neden konservatuvar düşünmedin?

 Özge Şabo:

Konservatuar olmadı. Müzik öğretmenliği de olmadı. Biyoloji öğretmenliği okudum. Sonrasında da laborant, veterinerlik, halkla ilişkiler bölümleriyle alakalı eğitim aldım ama bu bölümlerlde bir iş yapmadım sayılır. Sadece bir dönem halkla ilişkilerle alakalı ve yaşam koçluğu yaptım.  Müzik hep devam ediyordu. Aslında alaylı mıyım? Tam olarak değilim. Okullu muyum tam olarak değilim. Çünkü üniversite anlamında, lisans eğitimi almadım. Ama dışarıdan teknik eğitimlerle alabileceğim tüm destekleri aldım. Zaten dediğim gibi Hatay çocuk korosunda başladım. Daha sonra enstrüman eğitimi aldım. Çok profesyonel, net anlamda şan eğitimi aldım diyemem. Hep desteklendim. Bir ucundan sürekli müziğin içindeydim. Stüdyo çalışmalarında ve sahnede aman telaffuz hatalı olmasın, diksiyon iyi olsun, iletişim iyi olsun gibi çalışmalarım vardı. İşte o komünikasyon konularıyla ilgili ne varsa önüme çıkan eğitim hepsini alıyordum ki ses kullanma, ses teknikleri müzik için çok önemli. Sahnedesadece şarkı söyleme olayına inanmıyorum. Bir şeyler bütün olarak varsa vardır yoksa yoktur. Sadece sesi güzel olan bir insanın şarkı söylemesi de benim için o işi yapmak değil. O sadece bir hobidir ama ben işi yapmak istiyorum.

GAZİ İSMAİLOĞULLARI:  Müzik dışında uğraştığın başka sanat dalları var mı?

Özge Şabo:

Bençok uzun zamandır tiyatro oyuncusuyum, kısa filmlerde de çok oynadım.Sahne işi bir bütünlük gerektirir. Birbirini içeren her türlü eğitimi alabiliyor olmalısınız ve biliyor olmalısınız. Çok rahatsız olduğum durumlardan biri de;  İşte ben şarkı söyleyen kişiyim. Kamera beni doğru çeksin. O benim işim değil, ben bilmem gibi yaklaşımlar. Ben dört yıla yakın bir süre kameramanlık eğitimi aldım. Çok da büyük isimlerden aldım bu eğitimimi. Eğitim aldığım hocam sevgili Aytekin Çakmakçı yaklaşık 10 gün önce vefat etti. Kendisi Kemal Sunal, Tarık Akan filmlerinin görüntü yönetmenliğini yapmıştı. Çok uzun bir zaman ondan eğitim aldım. Yardımcı yönetmenlik yapabiliyorum. Şu anda kendi amatör kliplerimide kendim çekebiliyorum. Sahneye çıktığımda sadece sesim güzel diye şarkı söyleyen kişi olmamalıyım. Ben onun tiyatrosunu da yapabilmeliyim. Tiyatral açıdan da bakabilmeyi ve oynayabilmeliyim, şarkıyı yaşayabilmeliyim aktarabilmeliyim.

GAZİ İSMAİLOĞULLARI:  Bu güne kadar müzik alanında ne tür çalışmalar yaptın? Neden albüm çıkarmadın?

Özge Şabo:

Birincisi benim bireysel olarak şöyle bir durum var;  yaptığımişleri beğenememe gibi bir durum yaşıyorum.Bana yetmiyor. Yaptığım hiçbir şeye oldu diyemiyorum.Arkadaşlarım bitençalışmalarım için; çok beğendik,  hemen albüm veya klip çekimi yapalım gibi teşvik edici söylemlerde bulunsalar da ben aynı fikirde olmuyorum. Antakya’da tek başıma tek gitarla solist olarak çıktığım ilk mekân Cabaretidi. 15 yaşındaydım ve 50 lira kazanmıştım.Sahneye çıkmaya çıldırıyorum. Benim artık sahnede olmam lazım. Gitar hocam da kızım öyle Bir yeterliliğin yok henüz gitarın çok iyi olabilir, sesin tatlı olabilir ama sahneye çıkmak başka bir şey ve ben buna ikna olmuyordum. Benim yapmam lazım diyordum. Rezil olmam gerekiyorsa da sahnede olurdum ve oldum da şöyle oldu;O gün benim müzik kariyerimin hayatımızdaki dönüm noktasıydı. Neden?Benim sahneden anladığım tek şey ne? Babam arkamda çalıyor, ben söylüyorum. Şunu o gün anladım. Benim arkamda güvendiğim bir şey varmış. Babam varmış ama orada yoktu o gün. Gitar hocam bir gün önce gitarımı aldı üzerinde bir şeyler oynadı. Ne yaptı bilmiyorum. Bana da gitara dokunma dedi. Bu gitarla çok çalışmamamı tembihledi. Ben tabi ne yapıtını anlamadım. Ben de gitara sahne için bir ayar çektim. Ayar bozulmasın dedi. Başıma ne geleceğini bilmiyorum. İlkdefa içten içe bütün brifinglere uyuyorum.Çünkü ne olacağı belli değil. Dediğini yaptım. Bir iki gün çok fazla uğraşmadım gitarla. Ertesi gün ben sahneye çıkacam ama elim ayağım titriyor. Benim kendime ait üç tane albümüm vardı söz, müzik her şey bana ait. 14 15 yaşlarımdan bahsediyorum. Ama o gitarla tek başına, sahneye çıkmak çok başka bir şey. Hem çalacağım hem söyleyeceğim zaten30 tane şarkı biliyorum. İstek gelse ne cevap vereceğim, onu bile bilmiyorum.Haliyle ben de tek başıma neye yeltenmemem gerektiğini öğrenmiş oldum.  Ailem gidince de kendi kendimi motive edip kırılma noktasında olduğumun farkına vardım ve geri dönüşümün olmadığı bir aşamada yalnız olduğumun farkına vardım.  Biraz ağladım ve sahneye çıktım. Aklıma babamın cümleleri geliyor sahnedeyken.

Sahneninortasında gitarın teli koptu. Aslında planlı imiş. Hocam bunun için gitara dokunma demiş. Bunu bana hoca yapıtı. Derin nefes aldım. Küçük teknik bir arızadan dolayı mola vermem gerekiyor. Birazdan devam edeceğiz dedim ve sahneden indim. Soruyorlar tabi sorun ne diye, bende problem yokhemen çözeceğimi söylüyorum amaöyle bir yetkinliğim de yok. Gitara tel takmayı bilmiyorum Zaten bilsem de tel yok. Babamı arıyorum ama etrafta kimse yok. O rezilliği kimse anlamaz. Baba dedim yetiş tel koptu. Ben ne yapacağım bilmem. Hocamı arıyorum biri gelsin. Babam da sahnede ne dediğimi sordu. Teknik bir arıza çıktı dedim. Kısa bir mola vereceğiz, sonra devam edeceğiz dedim. Telefonu kapatınca babam ve hocamın beni içerde beklediklerini gördüm. Zaten aşağıda beni beklemişler. Sahneyi nasıl idare edeceğimi merak etmişler. Gecenin kalanında babam çaldı ben söyledim ve o günü de iyi bir dersle kapattım. Bu olaydan 15 yıl geçmesine rağmen o gece sahnede aldığım ders kulağıma küpe oldu ve kriz yönetimini de öğrenmiş oldum.

Neden profesyonel iş yapmadım? Neden İstanbul’a gitmedim? Dediğim gibi rap yaptım 3 tane sözü, müziği tamamen bana ait olan albüm vardı. Ondan sonrasında singlelarım da vardı. Neden olmadı? Çok enteresan bir şey herkesin sorduğu soru bu kadar ünlü sanatçıyla, prodüktör ile sohbet ediyoruz. Gidip evlerinde kalıyoruz neden profesyonel bir işinyok bilmiyorum açıkçası bu sorunun cevabı kafamda yok ama bana gelen hadi sana bir şeyler yapalım komutu beni hep durdurmuştur. Niye bilmiyorum? Kendi işimi yapıyorum. Kendi sözlerimi yazıyorum. Kendi şarkılarım yazıyorum. Amatör kliplerimi çekiyorum. İçinde bulunduğumuz piyasada eski tat yok. Bugünyoutuber iseniz yarı single çıkarabiliyorsunuz. Ülkede zaten bir tek benim içinsingle’ım yok dedim bari farkım olsun. Aynı stüdyolarda çalışmaya gittiğimiz birçok arkadaşım var vemuhabbete her oturduğumuz vakit arkadaşlar 8 milyon dinlenen şarkım var, gibi kalitesiz bulduğum içeriklerin yaygarasınıyapıyorlar. Benim hiç öyle bir derdim olmadı. Evde pijama ile gitar çalıp söylediğim videoların YouTube'da daha çok dinlenmiş. İnsanlar doğal şeyler arıyorlar? Doğal olmak daha güzel.

Mesela haftaya İstanbul serüvenim başlayacak. Bir arkadaş ile düet projemiz var. Önüme sunulan, onların yazmış olduğu, onların getirmiş olduğu şarkılar içerisinde ben bir şey arıyorum. Böyle kelime oyunları edebi bir vurgu. Hani o şarkıyı dinlediğim zaman beni etkileyecek bir şey. Ben böyle bir piyasaya giremem. Ben böyle bir piyasada derdimi anlatamam. Bugün Türkiye de 15 bin liran varsa birsingle yapabilirsin. Eski kalite kalmadı her şey çok fazla dijitalleşti.

Sağlam bir ses mühendisi ve yeşil perde oyunu ile eskiden 3 ay emek verilen bir çalışma 3 günde çıkıyor.Şunu da söyleyeyim ben çok güzel bir ses değilim. Ben Türk standartlarında benim sesim evde de bulaşık yıkayan bir kadında da bulabilirsiniz. Ben çok iyi bir ses değilim. Sadece bu işi yapmayı seviyorum. Kendimi anlatmayı seviyorum. Benim yazdığım bir şarkının binlerce kişi tarafından bilinip söylenen bir dönem deoldu. Çok güzel bir haz. Birileri benim baktığım yerden bakıyor. Benim derdim kendim anlatmak. Çok amatör olan, müzik piyasasının hiç içinde olmayan, sadece evde telefonla video çekmiş birçok kadın sesini hayranlıkla dinliyorum.

 

GAZİ İSMAİLOĞULLARI:  Ulusal çapta düzenlenen ses yarışmaları var. Hiç katıldın mı? Bu konuda ne düşünüyorsun?

Özge Şabo:

O Ses’e çağırıldım, gitmedim.  Yarışmalara katılan çok arkadaşım vardı ve arkadaşlarımdan süreçleri öğrendim. Sözleşmeleri öğrendim.Ses yarışmalarının çok yoğun olduğu süreçlerde çok yoğun sahne çalışmalarım vardı. Çok ciddi anlamda da iyi kazanıyordum. Sıradan bir öğrenciydim. Kendi paramı kazanıyorum, kendimi geçindiriyordum.Ses yarışmalarının de yapısı gereği imzalanan sözleşmeler belli kısıtlamalar getiriyor iki tarafa da bana uymadığı için de girmedim.

Şöyle bir artım vardı. Sosyal medyada çok güzel tutmuştu parçalarım. O zaman yapmış olduğum birkaç şarkı inanılmaz dinlenmişti. Başka şehirlere, konserlere gidiyordum.

Bir ses yarışması tecrübem de olmuştu o süreçte bir ay boyunca da Fransızca ders alıp parçaya çalıştım. Çekime gideceğimiz gün bana şarkımın değiştiği bilgisi geldi.  Haliyle kriz geçirdim o kadar hazırlık ve çaba boşa gitmişti. Bütün yarışma bir kurgudan ibaretti ve kimin elenip kimin kalacağı kurgulanmış bir yapımdıyani bana göre değildi. Benim katıldığım yarışma böyleydi beşinci bölümde bir kadına şiddet vakası sebebiyle bitti. Pişman değilim. Görmüş olmam iyi oldu. O Ses Türkiye’yi de bana anlatıldığı kadar biliyorum. Doğru kullanıldığında sosyal medya çok çok güzel bir platform. Okuduğum şarkıları da 3-5 bin kişi dinliyor. En azından kaliteli bir dinleyici kitlesi var onu biliyorum. Biri sayesinde bir noktaya gelmek istemiyorum. Haluk Levent dahi bana benim için bir çalışma ya da yardım teklifinde bulundu ama ben istemedim.

 

GAZİ İSMAİLOĞULLARI:  Bu ülkede 4 şey olmayacaksın demiş Yaşar Kemal; kadın-çocuk-ağaç ve sokak hayvanı…Müzik dünyasında kadın olmak ile ilgili ne söylemek istersin?

Özge Şabo:

Ben Yaşar Kemal’e+1 yapıyorum;  Bu ülkede kadın olmayacaksın ama müzisyen bir kadın hiç olmayacaksın!

İnsanların size bakış açısı çok farklı. Benim hayattaki en büyük şanslarımdan bir tanesi ailemdir. Konservatuvar okumama izin vermediği için arada sitem etmeme rağmen ailem arkamda durmasaydı ben nemüzikle ne tiyatroyla bu kadar iş yapamazdım. Çünkü ben yapmak istediğim her şeyde desteklenen, yapmak istediği her şeyde arkasında durulan bir insanım. Konservatuar okumama engel olan şey de aman oraya buraya düşmesin değil de aslında sabit bir işi olsun, ilerde düzgün bir geliri olsun gibi maddi kaygılardı sadece. Ailemin o dönemdeki kaygılarını yaş İlerledikçe anlıyorum. Her ne yaparsa yapsın biz kızımızın arkasındayız vurgusu ömrüm boyunca hata payımı çok düşüren bir şeydi. Benim rüzgârakapılacak hiçbir şeyim yoktu. Yelken belliydi, gemi belliydi. Rota belliydi.

Bir klişe vardır ülkemizde dizilerde de çok yansıtılır ‘renkli hayatların, ışıkları şarkı söyledi ve çok zengin oldu. Kürkler Mantolar’. Bu dizilerdeki gibi bir hayat yok. Benim için müzik yapmak renkli ışıklar değildi. Büyük sahneydi, doğru büyük sahne ışığıtamam ama hayat ışığı değil. Renkli bir hayat istemiyordum. Her şeyimle menajerim ilgilensin yâda özel hissettiren hiçbir talebim olmadı. 15 yıllık müzisyenim bu kadar sahne yaptım maksimum 10 kez kuaföre gitmişimdir.Ben kendi makyajımı da yaparım. Sahnedeki kostümleri gerçek hayatımda giymek istemiyorum. Sahnedeki makyajı da gerçekte yapmak istemiyorum. Bana babamın eşofmanlarını verin çok daharahat. O büyüye kapılmaolayım yoktu. Ülkemizde bastırılmıştık o kadar çok ki özellikle bu kadın müzisyenlerin toplumdaki kadına bakış açısı ikinci planda. Önce şeyi düşünürüm kadını o hale getiren şey ailedir. Yinetoplumbaskısı bir noktada belki ama zaten birçok kadın bu ülkede özellikle bu mesleği yapmak isteyen kadın aileden kaçarak 70'lerde, 80'lerde. Hayatımın net sevdiğim en güzel ikinci film‘Unutursam Fısılda’çok güzel bir replik vardı orada; ‘ Ben sadece şarkı söylemek istedim ve söyledim ama ne olursa olsun’ evden kaçmıştı. Her şeyi göze alarak. Deli cesaretidir evden kaçarve tek isteği şarkı söylemektir.  Tek isteği şarkı söylemek olan bir kız, evde babası ona sen beni elaleme rezil mi edeceksin dedi diyekaçtı. Çok değişik bir hikâye değil mi?

Bizim ülkemize toplumun bakış açısı: çok ağır konuşacağım belki ama ne yazık ki insanlar yaparlarken utanmıyorbiz anlatırken neden utanalım?Çünkü o yaftayı atarken utanmıyorlar. Sahnede bir kadınsan ve bu sahnedeki giyimindeen ufak bir dekolte varsa kullanılmak için var olan bir kadınsınızdır algısı var.

Çünkü sen bu hafif meşrep olmayı severek çıkmışsındır sahneye. Zaten hayalin şarkı söylemek olamaz.Sen kendine yol yapıyorsun algısı yaygın. Ne kadar ucuz bir tavır. Eğer bir iş kadını isen birazdan bir sözleşme imzalayacaksanız İnsan ilişkileri gereği karşısındaki erkekle göz teması kurmak zorundasındır ve bu beni yücelten şeydir. Muhteşem insan ilişkilerinde bizi etkiledi ve imzayı attırdı. Algısı var. Ama aynı şeyi sahnede yaparsanhafifmeşrepsindir ve aranıyorsundur. Oysa sahnede de kendimi ifade etme tarzım bu benim. Belki de senin o duyguyu hissedebilen için gülüyorum belki gözyaşı akıtıyorumdur. Babamın çok güzel bir duruşu vardı benim kızımonun hayatı. Ne yaparsa yapsın arkasında dururum. Bir ülkede küçük kızın ben ilerde şarkıcı olmak istiyorum dediği an aileler genelde olumsuz tepki verir. Sen ya herkes sana karşı çıktığı için bu piyasada harcanan olacaksın ya da herkes sana destek olduğu için, sevdiği için sevdiği şekilde yapıyor olacaksınız. Ben ailenin baskısını, toplumun baskısını da geçtim bir adam sana aşık daolamaz. Toplumsal zihniyetimiz bu durumu sindirememe durumu ile karşı karşıya ve bu sindirim problemini kadını yaftalayarak çözmeyi adet edinmiş.

Müzisyen bir kadın mesleğini icra etmeye kara verdiğindemaalesef hayatının bitip bitmeyeceği konusunda da kararını veriyor.

Kırmızı Oda dizisinin bir bölümünde seyrettim‘Bir çocuğun kaderini de geleceğini de, bir toplumun yarınını da anne baba belirler.’

Bütün çevrem babama çılgın gözüyle bakarçünkü hiç kimsenin babasına benzemiyor. Çok çılgın. Bunlara nasıl izin veriyor? Ben ilk sevgilimi babama anlatırken baban, adam yakışıklı mı diye sormuştu sadece. Çok güzel ve ayrıntıdır bu benim için bir kız çocuğunundik durabilmesini sağlayan bir yaklaşımdır.

GAZİ İSMAİLOĞULLARI:  Ahbap meselesini bize anlatır mısın? Nasıl oldu nasıl tanıştınız? Bu projede şehir başkanlığına nasıl geldiniz?

Özge Şabo:

Haluk Levent de benim 13-14 yaşımdan beri meşhur Samandağ Konserlerinde dinlediğim hayran olduğum bir sanatçıydı. Yaşadığım bir olaydan dolayı vefat eden bir arkadaşımın hayaliydi. Yıllarca onunla sahne almanın hayalini kurdum. Haluk Levent'in şöyle bir olayı vardı konser sonrası insanları çorbacıya falan götürürdü. Benim o çorbacılara da gitmişliğim var. Uzaktan izlerdim.  Yanına gidecek cesaretim yoktu.

Haluk Levent bir gün Trabzon’a geldi. O konsere gittim ve ben Kültür Merkezi'nde konser deoturuyordum. Ve ilk temas orada oldu. İlk defa sahnede izledim. Bir sene sonra, Haluk Levent tekrar geldiği Trabzon konserine twitterdan attığım bir gönderide konserden bahsetmiştim ve ardındanmesaj geldi mesajı kelimehatırlıyorum; Halukabin sana kurban olsun kapıda 2 kişilik biletin hazır gibi bir mesaj geldi Haluk Levent’ten.

O mesajda bir telefon numarası paylaşıldı benimle ve aradım Haluk Levent ile ilk görüşmem orada oldu. Orda da Haluk Levent’ten tek bir ricam oldu o da kuliste görüşmek istediğimi ve vefat eden arkadaşımın hayalini anlattım ona.Gözleri doldu. Sevmek böyledir şarkısının nakaratını beraber okumak istediğimi söyledim. Ve kabul etti sağ olsun.

Aradan 5 ay geçti ama ben ezberlenmiş bir hikâye gibi herkese anlatıyordum Haluk Levent ile olan sahne performansımı. Sitemkâr bir twitattım ve Haluk Levent de sağ olsun mesajdan bana döndü ne oldu canım kızım derdin ne diye yazdı. Daha sonra da arada sohbetlerimiz oldu sağ olsun dinledi ve bana abilik yaptı.Ahbap’ın kuruluş döneminde beni aradı ve projeden bahsetti ve birlikte çalışmak isteyip istemediğini sordu.

Ben de kabul ettim. Ahbap benim için çok önemliydi. İnsanları tanımamı sağlayan en büyük dönüm noktalarımdan biridir. Ben de işimde kusursuzluğu seven biriyimdir. Hayatımda çok büyük dönüm noktasıydı ve hayatı bana öğreten ikinci aşama Ahbap idi. Ahbap gönüllülük esaslı bir ekip işidir. Belli bir süre bütün Türkiye’deki yardım organizasyonlarını ben yönettim. Biz koltuk sevdalısı değiliz. Bilgimizi ve tecrübemizi aktarma derdindeydik. Bunu da başardığımızı düşünüyorum.

 

 


TARİH
31.03.2021
OKUNMA
Bu Haber 534 Kez Okunmuş..
PAYLAŞ
Facebookta Paylaş Tweetle
Yazarın Diğer Yazıları